Son dakika haberi bulunmamaktadır.   Enerji Kimlik Belgesi Çizdirmek İstiyorum  
Insaat Haberleri
Anasayfa | Haber Ara | Foto Galeri | Videolar | Anketler | Sitene Ekle | RSS Kaynagi| Reklam & Iletisim| Künye

HABER ARA


Gelişmiş Arama

Sermayenin üretiminde inşaat sektörü

İnşaat sektörü üzerinden büyümek sermaye birikimindeki artıştan ziyade varlık değerlerindeki artışla büyümek demektir.

Kategori  Kategori : Güncel Haberler
Yorumlar  Yorum Sayysy : 0
Okunma  Okunma : 1233
Tarih  Tarih : 20 Nisan 2015, 09:04

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto


İnşaat sektörü üzerinden büyümek sermaye birikimindeki artıştan ziyade varlık değerlerindeki artışla büyümek demektir. Bu büyüme kapitalizme içkin değer üretimiyle doğrudan bağlantılı olmadığından daha kırılgan ve istikrarsızdır. Türkiye’de bu anlamda istikrarsızlığın giderek yoğunlaştığı bir salınımın eşiğindedir.
AKP’nin dış kaynak girişine bağlı büyüme stratejisinde inşaat sektörünün oldukça önemli bir rol oynadığı bilinen bir gerçek. Örneğin 2002-2007 yılları arasında GSYH yıllık ortalama %7 büyürken inşaat sektörünün yıllık ortalama büyümesi ,6 olarak gerçekleşti. Bu süreçte kentsel politika giderek kentsel dönüşüm bağlamında ele alınmaya başlanırken, kentsel mekanın yeniden düzenlenmesini konu alan çok sayıda yasa ve yönetmelik yürürlüğe girdi. Yine bu dönemde bir yandan yeni kurumsal yapılanmalar ortaya çıkarken; diğer yandan TOKİ’nin artan yetkilerle donatılmasında görüldüğü gibi mevcut kurumlar yeniden yapılandırıldı. İnşaat sektörü tüm bu süreçte hem kendisi hem de beslediği onlarca yan iş kolu ile ekonomik büyümenin sürdürülebilmesi ve istihdam yaratılması bakımından giderek daha da önemli hale geldi. Küresel krizin etkisiyle 2008-2009 yıllarında küçülen sektörü, 2010 yılı itibariyle tekrar bir büyüme sürecine girdiyse de; 2014 yılında sektörün %2.9 gibi düşük bir oranda büyümesi, inşaat sektörünü canlandırmaya yönelik devlet müdahalelerinin yeniden hız kazanmasını da beraberinde getirdi. Son dönemde iç talebin daralması, Amerika ve Avrupa’daki gelişmelerin Türkiye ekonomisi üzerine olumsuz etkileri, yaklaşan seçimler ve son yıllarda ana faaliyet kollarının yanı sıra hızla inşaat sektörüne yönelmiş olan sermayenin realizasyonu da yeniden bir canlanmanın gerekliliğini arttıran etmenler arasında yer aldı. Bu yazıda Türkiye’de emekçilerin ve sermaye gruplarının inşaat sektörüne dayalı büyüme sürecinde finansal sistemle kurdukları ilişkinin son dönemde nasıl şekillendiği üzerinde durulmakta. Ayrıca inşaat sektörünün finans ile kurduğu ilişkideki yoğunlaşmanın giderek derinleşen finansallaşma tabanlı küresel ekonomik bağlar ve krizlerle ilerleyen istikrarsız bir ekonomik yapının da oluşumuna tanıklık ettiğine dikkat çekilmekte.
İNŞAAT VE FİNANS İLİŞKİSİ
İnşaat sektöründeki hızlı büyüme bağlamında, Türkiye’de geçtiğimiz 10 yıllık süreçte inşaat finans ilişkisinin de giderek yeniden şekillendiğini ve yoğunlaştığını görmekteyiz. Özellikle konut sektörünü ele alacak olursak, finansın Türkiye’de konut arz ve talebinde neden giderek daha önemli bir rol oynadığını anlamak için hanehalklarının konut ihtiyaçlarını giderilmesinde nasıl bir dönüşüm yaşandığına bakmak açıklayıcı olacaktır. Türkiye’de 2000’li yıllarda konut alanında görülen en önemli dönüşüm gecekondu, lojman ve kooperatif gibi alternatif yollarla konuta erişim hakkının giderek kısıtlanması ve buna paralel olarak bireysel konut sahipliğinin barınma ihtiyacının tek yolu olarak öne sürülmesidir. Konut ihtiyacının nasıl karşılanacağına dair sunulan alternatiflerde görülen bu daralma, Türkiye’de inşaat odaklı büyümenin sürdürülebilmesinin önemli bir aracı olmuştur. Konut sahipliğini arttırmaya yönelik bu çaba borçlanma yoluyla ev almak için gerekli kaynakların yaratılmasını ve çeşitlendirilmesini de elzem kılmıştır. Bu süreçte göze çarpan önemli gelişmelerden birii 2001 krizi sonrasında, diğer tüketici kredileri gibi konut kredilerinin de daha önce görülmemiş seviyelere ulaşmış olmasıdır. Özellikle 2004 yılında konut kredisi faiz oranlarının düşürülmesi ve vade yapılarının uzatılmasıyla hızla artan konut kredileri bugün GSYH’nin %20’sini oluşturan tüketici kredilerinin üçte birlik kısmını oluşturmaktadır. 2007 yılında mortgage yasasının yürürlüğe girmesi de yine konut kredisi talebini arttıran önemli bir unsur olmuştur. Mortgage kredisi, yıllık en az 45.000 TL geliri olanlar tarafından kullanabildiğinden, daha ziyade yüksek gelirli grupların markalı konut alımını teşvik etmiştir. Yine bu yasayla kimi örneklerde aynı kullanıcı birden çok kez kredi kullanabilmiş, bu anlamda konutun bir yatırım aracı olarak görülme pratiği de yaygınlaşmıştır. Ayrıca geçtiğimiz yıllarda maaşa endeksli uzun vadeli konut kredisi veren Emlak Kredi Bankası ve SSK gibi kurumların tamamen devre dışı bırakılmaları orta gelir grupların konut edinme yollarını daraltan bir başka örnek teşkil etmektedir. Öte yandan bu kurumların devre dışı bırakılmalarıyla, kentsel dönüşüm kredisi örneğinde görüldüğü gibi, devlet destekli başka kredi mekanizmaları da hayata geçirilmiştir.
İnşaat ve finans alanındaki gelişmelere yatırımcılar açısından bakacak olursak, ilk olarak bu dönemde inşaat firmalarının yurt dışından temin ettikleri kredilerde muazzam bir artış olduğunu görmekteyiz. Diğer yandan yine bu süreçte Türkiye’deki bankaların da inşaat sektörüne verdikleri kredilerde de hızlı bir artış yaşanmıştır. 2002 yılında Türkiye’de bankaların inşaat sektörüne verdikleri nakdi kredi tutarı 3.2 milyar dolar iken bu rakam 2015 Ocak ayı itibariyle 37.6 milyar dolara yükselmiştir. Fakat daha da önemlisi resmi verilerde görmesek de inşaat sermayedarına verilen kredi üzerinden tüketicinin de finanse edilmeye başlanmasıdır. Yani ayrı bir kredi kalemi açılmadan, yatırımcının kullandığı kredi, konut kredisi almak isteyen tüketiciye devredilmektedir. Böylelikle inşaat şirketleri için borç, alacağa dönüştürülmektedir. Yine bu dönemde inşaat sektörüne kaynak yaratmanın bir başka kanalı, TOKİ’nin hasılat paylaşımı modeli olarak uyguladığı araçla, yatırımcılara elinde bulundurduğu zengin arsa portföyünden ucuz ya da bedava arsa temin ederek, üst gelir grubuna yönelik konut üretimini teşvik etmesi ve oradan gelen kazançla, alt ve orta gelir grubuna toplu konut üretmesi üzerinden gerçekleşmiştir. Bu model yatırımcılar için çeşitli vergi indirimlerini de içermektedir. Tüm bu araçlarla inşaat sektöründe bir yandan sürekli ihtiyaç yaratılırken öte yandan hızla yeni rant mekanizmaları yaratılmaktadır. Vergi indirimleri inşaat sektöründe finansallaşmanın farklı bir göstergesi olan Gayrimenkul Yatırım Ortaklıkları’nın (GYO) kurulmasında da önemli rol oynamıştır. 2008-2014 yılları arasında sayıları hızla artan GYO’lar, 49% TOKİ iştariki ile kurulan Emlak Konut ve Torunlar örneklerinde görüldüğü gibi hızla tekelci yapılara dönüşmektedirler. İnşaat/konut sektöründe finansın hakimiyetinin giderek artmasında önemli rol oynayan GYO’ların ayırt edici temel özellikleri, bu yatırım ortaklıkları aracılığıyla kurumsal yatırımcının doğrudan inşaat yatırımı yapması yerine, bir finansal şirketten hisse alarak dolaylı yoldan inşaat alanına yatırım yapmasıdır. Bu kurumsal aracılık sayesinde konut, otel ve AVM gibi gayrimenkuller, üçüncü şahıslar için finansal varlıklara dönüştürülebilmektedir. Böylelikle finansal kurumlarda hisse sahipliğine karşılık gelen bu varlıklar çok daha kolay el değişebilir hale gelmektedir. GYO’lar Türkiye’de henüz beklenen güce ulaşmamış olsalar da ikincil piyasaların gelişmesini takiben finansallaşma sürecinin önemli aktörlerine dönüşmeleri kuvvetle muhtemeldir.
İNŞAAT ODAKLI BÜYÜME
Türkiye’de devlet, inşaat sermayesi, emekçi sınıflar ve finans arasındaki bu çok boyutlu ilişkiler yumağı sadece sermaye birikiminin sürekliliği açısından değil, bu süreçte iktidarın yeniden üretilmesi için de bir zorunluluk oluşturmaktadır. Burada altı çizilmesi gereken temel husus, bu çok boyutlu ilişkiler sisteminin çok belirlenimli ve istikrarsızlık yaratacak nitelikte olduğudur. İlk olarak, en büyük istikrarsızlık sermayenin küresel finansal piyasalarla kurduğu ilişkinin doğrudan siyasal iktidarın otonomisine tabi olmayışında ve bunun getirdiği kriz potansiyelinde yatmaktadır. İkincisi kentte büyük mekanların yeniden yapılandırılmasını hedef alan kentsel dönüşüm süreci, kent hakkının politik refleksiyle sınırlıdır. Bu anlamda yakın geçmişte gözlemlediğimiz mahalle direnişleri ve Gezi parkı isyanı spekülatif amaçlı kentsel dönüşümün sonsuz bir süreç olmadığı konusunda sermayeye ve iktidara yapılan ihtarlar olarak yorumlanabilir. Son olarak, özellikle alt gelir grupları için tarif edilen zorunlu konut talebi bu grupların giderek daha yaygın bir şekilde borçlanmaları anlamına gelmektedir. Fakat bu toplumsal kesimlerin krizlerden doğrudan en çok etkilenenler olmaları, söz konusu talebin ve beraberindeki borçlanmanın sürdürülebilmesinin sınırlarına da işaret etmektedir. İnşaat odaklı büyümenin dayandığı tüm bu hassas dengeler siyasal iktidarları eninde sonunda inşaat sektöründe konut dışı bayındırlık yatırımlarına sevk ederek kamu merkezli mega projelerin hayata geçirilmesi zorunluluğuyla yüz yüze getirmektedir. İnşaat sektörü üzerinden büyümek sermaye birikimindeki artıştan ziyade varlık değerlerindeki artışla büyümek demektir. Bu büyüme kapitalizme içkin değer üretimiyle doğrudan bağlantılı olmadığından daha kırılgan ve istikrarsızdır. Türkiye’de bu anlamda istikrarsızlığın giderek yoğunlaştığı bir salınımın eşiğindedir.
* Bu yazı Finansallaşma ve Borç Araştırma Ağı üyeleri tarafından BirGün Pazar Eki için kaleme alınan yazılardan biri. İrtibat için: http://riturkey.org/hakkımızda/iletisim          
ÖZLEM ÇELİK-ELİF KARAÇİMEN, Birgün

Benzer Haberler


Soyal Medya


| Yorum Yaz Yorum Yaz |


Güncel Haberler

En Çok Okunan Haberler

İskele19 Temmuz 2017

İnşaat ve Yapı Haberleri
RSS Kaynagi | Yazar Girisi

| Birim Fiyat | Köylerimiz | Çakraz | Granit Fiyatlari

Altyapy: MyDesign Haber Sistemi